Ders 5 – Koruma Sorumluluğu

  • Anasayfa
  • Konular
  • Ders 5 – Koruma Sorumluluğu

Uluslararası ilişkilerde güç kullanımı kavramının yöntemi, hukuki çerçevesi ve uygulanması tarihte uluslararası sistemin niteliklerinin değişmesi ile birlikte değişime uğraşmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın bitişi ile birlikte devletler uluslararası sistemdeki istikrarı etkileyecek konuları istikrara kavuşturma ve güç kullanımı konusunda politikalar geliştirmeye başlamışlardır. Bu politikaların sonucunda uluslararası ilişkilerde güç kullanımını düzenleyen uluslararası örgütler ve zorlayıcı tedbirlerini görmek mümkün olmuştur. Her ne kadar bu politikalar ve girişimler yeni bir dünya savaşının çıkışına engel olamamışsa da, uluslararası sistemde önemli değişimlere yol açmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın büyük yıkımlar getirmesi kolektif güvenliğin yanı sıra somut ve bağlayıcı politikalar geliştirimesine neden olmuştur. Birleşmiş Milletler’in kurulması ile birlikte uluslararası ilişkilerde güç kullanımına sınırlandırmalar getirilmiştir. Bu değişimler güvenlik tehditlerininniteliğini değiştirmiştir. Uluslararası sistemde barış ve istikrarın sağlanması devletlerin egemenlik sınırları içerisindeki konuları da kapsamıştır. Soğuk Savaş’ın bitişiyle beraber ortaya çıkan etnik çatışmalar, iç savaşlar, savaş suçları gibi konular uluslararası sistemi de etkileyen bir durum haline gelmiştir.  Sadece devletler arasındaki değil, devlet içindeki unsurların da güvenlik tehdidi olabileceği anlayışı bu tarihlerde kendine yer bulmuştur. Benzer şekilde, toplum ve bireyin güvenliği uluslararası sistem için önem teşkil etmeye başlamıştır. Bu durum bir devletin içinde olan olayların başka bir devleti ve bütün uluslararası sistemi etkileyebileceği anlamına da gelmektedir. Bu da devletleri uluslararası sistemde çözüm ve politikalar üretmeye zorlamıştır.

Devletlerin, uluslararası sistemi tehdit edebilecek  durumlar için sunduğu çözümler ve politikalar çeşitli sorunlarla karşılaşmıştır. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın ikinci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtildiği üzere Birleşmiş Milletlere üye veya üye olmayan bütün devletler uluslararası politikalarını yürütürken birbirlerine karşı güce başvurmaktan veya güç tehdidinde bulunmaktan imtina edeceklerdir. Bu maddenin iki istinası bulunmaktadır. Bunlar; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmadan kullanılabilecek olan meşru müdafaa hakkı ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile uluslararası barış ve güvenliğin tehdit edilmesine karşı kullanılacak olan uluslararası güçtür. Güç kullanımı ve istisnaları Birleşmiş Milletler tarafından bu şekilde tarif edilmesine rağmen Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte ortaya çıkmaya başlayan çatışmaları durdurmada uluslararası sistem ve bu tanımlama yetersiz kalmıştır. Özellikle 1994 Ruanda soykırımında Birleşmiş Milletler’in müdahalede geç kalması bu tanımı ve insani müdahaleleri (bkz. İnsani Müdahaleler dersi) tartışmaya açmıştır.

Ruanda, Kosova ve Bosna Hersek’te işlenen suçlar üzerine dönemin Birlemiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından 1999 yılında yapılan konuşmada geleneksel egemenlik anlayışına yönelik eleştiriler dile getirilmiştir.

Ruanda Soykırımı – Güvenlik Konuşmaları / Çoşkun Aral
https://youtube.com/watch?v=_HUlgI77a-8%3Ffeature%3Doembed
Yugoslavya İç Savaşı Nasıl Başladı  – 32. Gün Arşivi / Mehmet Ali Birand
https://youtube.com/watch?v=UHimBjoxtTM%3Ffeature%3Doembed
Sırplar Bosna’da Katliam Yapıyor – 32. Gün Arşivi / Mehmet Ali Birand
https://youtube.com/watch?v=RFjN5kp6cug%3Ffeature%3Doembed

Bu noktada belirtmek gerekir ki modern uluslararası sistemin en önemli prensiplerinden biri devletlerin birbirlerinin içişlerine, bir diğer ifadeyle egemenliklerine, müdahale etmemeleridir. Mevcut sistemin dünyadaki çeşitlenen çatışmalara cevap verememesi sebebiyle 2000 yılında Kanada hükümetinin öncülüğü ve teşvikleriyle “Uluslararası Müdahale ve Devlet Egemenliği Komisyonu” (The International Comission on Invervention and State Sovereignty) kurulmuştur. Bu komisyon 2001 yılında “Koruma Sorumluluğu” (Responsibility to Protect  – R2P) başlıklı bir rapor hazırlamıştır. Buna göre, egemenlik sadece bir hak olarak değil, aynı zamanda sorumluluk olarak da tanımlanmıştır. Başka bir deyişle, egemenlik devletlerin uluslararası sistemde edindikleri bir hak değil, kendi toplumlarına, vatandaşlarına ve uluslararası topluma karşı bir sorumluluktur.

Bu sorumluluklar daha sonra ilgili yazında “içsel sorumluluk” ve “dışsal sorumluluk” olarak tanımlanmıştır. Egemen devletlerin bu sorumluluklarını yerine getirmesi beklenmiş ve getiremedikleri durumda hesap vermeleri öngörülmüştür. Bu bakımdan koruma sorumluluğu kavramı, herhangi bir egemen devletin sınırları içerisinde gerçekleşen etnik çatışmalar, soykırım, savaş suçu, organize suç veya insanlığa karşı işlenen suçların mevcut hükümet tarafından bütün uyarılara rağmen durdurul(a)maması ve sonlandırıl(a)maması durumunda uluslararası toplumun müdahale ederek, sorunu gidermesi şeklinde tanımlanabilir. Bu çerçevede, Soğuk Savaş sonrası dönemde bireylerin güvenliğinin sadece kendi hükümetleri için değil, tüm uluslararası toplum için önemli olduğu anlayışından ortaya çıkan koruma sorumluluğu prensibi ile belirli şartlar altında devletlerin egemenlik alanlarına müdahale meşru görülmeye başlanmış, bir diğer ifadeyle devletlerin mutlak egemenliği prensibi erozyona uğramıştır.

Devletler çatışmaların yanı sıra farklı konularda da müdahaleler  gerçekleştirmiştir. Bu durumun en bilineni Somali’ye gerçekleştirilen müdahaledir. 1991-1992 yıllarında yaşanan iç savaşın etkisiyle beraber yaşanan açlık insani kriz boyutuna ulaşmıştır. 300 binden fazla insan hayatını açlık sebebiyle kaybettiği bir milyon insanın ise yiyeceğe erişemediği belirtilmiştir. 1992 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yardım operasyonlarının gerçekleştirilmesi için yerel temsilcilerle anlamıştır. Bu antlaşmayı Birleşmiş Milletler Somali Operasyonları (United Nations Operations in Somalia-UNOSOM) biriminin kurulması izlemiştir. 1992 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 794 numaralı karar ile  Somali’ye müdahale etmiştir. Bu müdahale Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde gıda yardımlarının güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır.

İnsaniyetçilik ve Türk Dış Politikası” – Uluslararası İlişkiler / Alpaslan Özerdem

21 Yıllık Kaosun Kıskacındaki Somali- Euronews
https://youtube.com/watch?v=YmCO2OhTym0%3Ffeature%3Doembed

2001 yılında yayımlanan Koruma Sorumluluğu Raporu’nun insani müdahaleden farklı bir durum ortaya koyduğunu söylemek gerekir. Buna göre çatışmayı ve insani krizlerin olası sonuçlarını önlemek üzere üç bacaklı bir yapı ortaya konmaktadır. Devletin egemenlik sorumluluğu çerçevesinde insanlığa karşı işlenen suçları, etnik temizliği ve soykırımı engellemesi anlamında “önleyici sorumluluk” (responsibility to protect), önleyici tedbirlerin yetersiz kaldığı ve güç kullanımının gerekli görüldüğü hallerde harekete geçme sorumluluğu (responbility to react) ve çatışma sonrasında kurumların inşa edilmesi ve kalıcı barışın tesisini öngören yeniden inşa sorumluluğu (responsibility to rebuild) kavramları bu yapının temel taşları olarak nitelendirilebilir.

Öte yandan bu kavramların birbiriyle bağlantılı olduğu da söylenmelidir. Önleyici sorumluluk ilkesi en önce gelen kavram olarak, devletlerin bu çerçevede  tanımlanan durumlara karşı öncelikli olarak tedbir almasını gerektirir ve tedbir alınmaması da kuvvet kullanımına sebebiyet verebilir. Bu kuvvet kullanımı sadece devletin egemenlik sorumluluğu çerçevesinde gerçekleştireceği bir durum değildir. Koruma sorumluluğu kavramı çerçevesinde devletin rızası aranmadan uluslararası toplum sorunlara ve çatışmaya müdahil olabilmektedir. Bu durum kuvvet kullanımı ile sınırlandırılmamıştır. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 41. maddesinde belirtildiği üzere, çatışmalara karşı tedbir almamak ve egemenlik sorumluluğundan doğan hakların toplum ve bireyler aleyhine kullanılması durumunda uluslararası yargılama öngörülmüştür. Bu bağlantının en sonda geleni yeniden inşa etme sorumluluğudur. Bu sorumluluk, çatışmadan sonra yıkılmış, değişime uğramış veya ortadan kaldırılmış resmi ve gayrı-resmi bütün kurumların (ekonomi, sosyo-kültürel yapı, devlet kurumları, altyapı hizmetleri vb.) uluslararası toplumla işbirliği halinde güven ve barış sağlayacak şekilde yeniden inşa edilmesini öngörmektedir.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, devletlere ve uluslararası topluma egemenlik anlayışının değişmesi ile birlikte açık şekilde müdahale hakkı verilmesi beraberinde çeşitli eleştiriler de getirmiştir. Farklı aktörler bu pratiğin kötüye kullanıldığını ve değişime uğradığını dile getirmişlerdir. Bu durumun önüne geçmek için “Uluslararası Müdahale ve Devlet Egemenliği Komisyonu” önleyici sorumluluğun yerine getirilmemesi halinde ortaya çıkacak harekete geçme sorumluluğu için çeşitli kriterler belirlemiştir. Bu kriterler haklı sebep (just cause), doğru otorite (right authority), doğru amaç (right intention), uygun araçlar (proportional means), olumlu gelişme beklentisi (reasonable prospects) ve son seçenek (last resort) olarak belirtilmiştir. Ancak bu kriterlerin birarada olması durumununda ve ancak bunların gösterdikleri doğrultuda harekete geçme sorumluluğu yerine getirilebileceği öngörülmüştür. Aynı zamanda, koruma sorumluluğunun uygulanabilmesi için soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar, etnik temizlik ve savaş suçları kısıtlayıcı şartlar olarak benimsenmiştir. Bunlar dışında kalan durumlar koruma sorumluluğuna dahil edilmemiştir.

Koruma sorumluluğu kavramı kapsamadığı konular ve kullanılan yöntem nedeniyle birçok eleştiri almıştır. Koruma sorumluluğunun bireyin yaşamı hakkında belirli konuları seçmemesi gerektiği ve insan hakları sözleşmesinde öngörülen bütün durumları kapsamı gerektiği dile getirilmiştir. İnsan haklarının yanı sıra insan yapımı çevresel felaketlerin de koruma sorumluluğunun bir parçası olması görüşü de ileri sürülmüş ve bunların da insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini dile getirilmiştir. Öte yandan, koruma sorumluluğu, prensipleri ve uygulamalarının devletler tarafından kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kullanıldığı ve Birlemiş Milletlerin bu konuda etkin bir önlem alamadığı da başka bir eleştiri konusu olmuştur. Bir diğer eleştiri ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin koruma sorumluluğu oylamalarındaki bürokrasisi ve daimi üyelerin veto hakkıyla ilgilidir. Koruma sorumluluğu çerçevesinde harekete geçmeyi gerektiren bir durumda daimi üyelerden birinin veto hakkını kullanmasının veya bürokratik işlemlerin gecikmesinin geç uygulamalara ve daha fazla kayıplara neden olduğu ileri sürülmüştür.

Koruma Sorumluluğu Nedir ? – Güvenlik Konuşmaları / Prof. Dr. Mustafa Aydın
https://youtube.com/watch?v=rJpmUDOHm7g%3Ffeature%3Doembed
Koruma Sorumluluğu Nedir ? – Güvenlik Konuşmaları / Doç. Dr. Esra Çuhadar
https://youtube.com/watch?v=jzBpdBS7hdc%3Ffeature%3Doembed
Koruma Sorumluluğu Nedir ? -Kavram Avcıları / Prof. Dr. Alpaslan Özerdem
https://youtube.com/watch?v=8RzvDchosEc%3Ffeature%3Doembed
Koruma Sorumluluğu – Güvenlik Konuşmaları/ Prof. Dr. Haldun Yalçınkaya
https://youtube.com/watch?v=dn6DbTrAC9E%3Ffeature%3Doembed
Ek Okumalar

Bellamy, A. J. (2010), “The Responsibility to Protect—Five Years On”, Ethics & International Affairs, 24 (2)

Ercan, P. G. (2017), “Onuncu Yılının Ardından ‘Koruma Sorumluluğu’nun Kavramsal Gelişimine Feminist Bir Eleştiri,  Alternatif Politika, 9 (3).

ICISS, (2001). “Report of the International Commission On Intervention And State Sovereignty”

Tartışma Soruları

Koruma sorumluluğu Nedir?

Koruma sorumluluğunun öngördüğü yapıyı açıklayınız?

Egemenli tanımı neden değişmiştir?

Koruma sorumluluğun kapsadığı durumları sıralayınız?