Ders 6. Stratejik Çalışmalara Alternatif Yaklaşımlar

  • Anasayfa
  • Konular
  • Ders 6. Stratejik Çalışmalara Alternatif Yaklaşımlar


Ders 6. Stratejik Çalışmalara Alternatif Yaklaşımlar

1980’li yılların sonlarına doğru başlayan, stratejik çalışmaları sorgulayan ve esasında güvenlik çalışmaları alanının ayrı ve kapsayıcı bir alan haline gelmesini sağlayacak olan akademik tartışmalar temelde belirli güvenlik yaklaşımlarından yöneltilen eleştiriler etrafında gelişmiştir. Bu tür yaklaşımlardan ilki, stratejik çalışmalar alanının durgunluk döneminde öne çıkan, fakat 1980’li yıllarda da etkinliğini sürdürmüş olan Barış Çalışmalarıdır. Ne var ki Barış Çalışmaları Soğuk Savaş’ın yumuşama dönemindeki eğilimlerinden uzaklaşarak, stratejik çalışmalara yakınlaşmıştır. Soğuk Savaş’ın yeniden yükselişe geçmesinin etkisiyle bu dönemde savunma ve askeri strateji konularını çalışmalarına daha fazla konu etmeye başlamışlar ve bu ölçüde de stratejik çalışmalara yaklaşmışlardır. Bu kapsamda iki akımın birbiriyle kesiştiği temel alan ‘saldırgan olmayan savunma’ yaklaşımıdır. Stratejistler savunma amacıyla askeri gücün geliştirilmesi gereğine odaklanırken, Barış Çalışmaları alanın dayandığı temel olan barışın sağlanması için savunma gücünün gerekliliğini vurgulamaya başlamıştır. Esasında bu dönemde barış çalışmaları da stratejik çalışmalar gibi daha geniş güvenlik çalışmaları alanının bir parçası haline gelmeye başlamıştır. Çalışmaların varlık sebebi olan barış kavramının yerini güvenlik kavramının alması bu durumun en belirgin işareti olmuştur.

Stratejik çalışmalara alternatif olarak doğan yaklaşımlardan bir diğeri Demokratik Barış Teorisidir. Temeli Immanuel Kant’ın “Ebedi Barış” eserinde ortaya koyduğu fikirlere dayanan teori, 1980’li yıllarda Michael Doyle öncülüğünde Uluslararası İlişkiler alanında yeniden gündeme gelmeye başlamıştır. Temel olarak demokrasilerin birbirleriyle savaşmayacağını, dolayısıyla uluslararası sistemde demokratik devletlerin artmasının tüm sistemi daha barışçı hale getireceğini savunan teori, stratejik çalışmaların savaş olasılığı, sürpriz saldırılar, caydırıcılık gibi temel araştırma konularını savaşın önlenmesi veya güvenliğin sağlanmasına dair temel unsurlar olmaktan çıkarır. Bunun yerine uluslararası kurumlar, ticaret, ittifaklar ve siyasi istikrar temel araştırma konuları haline getirir.

Kurallar, normlar ve iş birliğine odaklı, liberal kurumsalcılığın etkisiyle ortaya çıkan bir diğer alternatif yaklaşım ise Güvenlik Rejimleri yaklaşımıdır. Genel olarak ortak kuruluşlara katılan devletlerin bu kurumlarda yer almaktan kaynaklanan normları benimsemesinin ortaya çıkaracağı işbirliği perspektifine odaklana rejim teorisinin güvenlik alanına uyarlanması güvenlik rejimleri yaklaşımını doğurmuştur. Robert Jervis’in tanımını takip edersek, güvenlik rejimi, devletlerin güvenlik alanında davranışlarını kısıtlamalarına yol açan ilke, kural ve normlar bütünüdür. Fakat rejimler burada yalnızca işbirliğini kolaylaştıran bir unsur olarak işlemez, daha kapsamlı bir şekilde devletlerin kısa vadeli kişisel çıkarları için işbirliği yapmasından daha fazlası olan bir işbirliği biçimini de ifade eder (Jervis, 1982, 357). Devletleri kısa vadeli çıkarları için kuvvet kullanmaktan alıkoymak ve iş birliğine yöneltmek değil, kalıcı bir güvenlik ortamı oluşturmakla ilgilenen bu yaklaşım da stratejik çalışmaların savaş olasılığını en aza indirme, caydırma ve savunma odaklı konularını merkezden alacak uluslararası sistemik bir dönüşüm ile ilgilenmektedir.

Stratejik çalışmalar alanının ABD merkezli ve ABD kaynaklı çalışmaların hakimiyeti altında gelişen bir alan olduğu daha önceki derslerde vurgulanmıştı. Bu durum özellikle 1980’li yıllarda yoğun bir şekilde eleştirilmeye başlanmış, bu eleştiriler Üçüncü Dünya Güvenlik Okulu olarak adlandırılan alternatif bir yaklaşımın ortaya çıkmasına da yol açmıştır. Okulun temel iddiası, stratejik çalışmaların genel olarak Batı (Birinci) dünyasının güvenlik sorunlarına odaklı olduğu, buna karşın Üçüncü Dünyanın güvenlik sorunlarının Batıdan farklı olduğu, dolayısıyla farklı stratejilere ihtiyaç duyulduğu üzerine oturmaktadır. Bu iddia temelde stratejik çalışmalar alanının küresel olarak yetersizliğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Mohammed Ayyob (1983: 43) “Batılı dünyanın ulusal güvenliği, dıştan gelecek tehdide odaklı, sistemsel güvenlikle sıkı bağı ve genel olarak blokların güvenliği ile ilişkiliyken, Üçüncü Dünya için durum tamamen farklıdır” demektedir. Zayıf devlet yapıları, rejimlerin meşruiyet sorunları ve bozuk ekonomik gelişmeleri ile Üçüncü Dünyanın güvensizlikleri içeriden kaynaklanır ve genellikle askeri değildir. Bununla birlikte nükleer çağda bile bu ülkelerin küresel güvenlikle ilişkileri zayıftır ve bu durum bölgesel olarak devletler arası ilişkilerde askeri kuvvete başvurmayı Birinci Dünya için olduğu gibi caydırmamaktadır. Dolayısıyla Üçüncü Dünya Okulu’na göre çok daha kapsayıcı bir küresel güvenlik anlayışına ihtiyaç vardır ve stratejik çalışmalar alanı bu ihtiyacı karşılayacak araçlara sahip değildir.

Son olarak Alternatif Güvenlik yaklaşımından söz edilebilir. Bu yaklaşıma göre geleneksel stratejik çalışmalar alanında olduğu gibi, güvenliğe sıfır toplamlı yaklaşmak doğru değildir. Nükleer bir savaşta her iki taraf da kaybedeceğinden, bir taraf güvenliğini artıracak önlemleri alırken diğer tarafın güvensizliğini artırmamalıdır. Bu yaklaşıma göre askeri güç, güvenliği artırmak için militarist olmayan bir yolla kullanılabilir. Askeri gücün karar verme ve çatışma çözümü için kullanılmasıyla, sorunları çözmek için askeri güç kullanılması birbirinden çok farklıdır. Bu çerçevede Alternatif Güvenlik Yaklaşımı ‘saldırgan olmayan savunma’ gibi yeni ve yaratıcı kavramları gündeme getirerek, farklı güvenlik yaklaşımları ve stratejiler sunmaktadır. Buna göre, devletler artan şekilde çatışmanın ekonomik ve politik köklerini ortadan kaldıran politikalara yönelecekler, yani sorun alanları ve çatışmaları şiddete dönüşmeden çözmek esas olacak, algılanan güvenlik tehditleri kışkırtıcı olmayan bir yaklaşımla karşılayacaklar ve bu süreçte ‘saldırgan olmayan savunma’ anlayışına dayanacaklardır. Bu şekilde 1980’lerde stratejik çalışmalar alanının canlanmasında etkili olan ABD ve SSCB arasında yeniden başlayan silahlanma yarışı ‘saldırgan olmayan savunma’ anlayışının da çıkış noktası olmuştur.

Stratejik çalışmaların yeniden canlandığı 1980’li yıllarda ortaya çıkan söz konusu alternatif yaklaşımlar esasında Soğuk Savaş sonrasında genel olarak güvenlik çalışmaları alanında yaşanan dönüşümün ve özelde bunun stratejik çalışmalara etkisinin de habercileri olmuştur.

Tartışma Soruları:

1. Demokratik Barış Teorisine göre demokrasiler birbirleriyle savaşmazlar. Bu durumda demokrasilerin demokratik olmayan devletlerle savaşma olasılığı konusu nasıl ele alınabilir? Tartışınız.

2. Stratejik çalışmalar alanının genelde Batı, özelde de ABD merkezli olması ne tür eleştirilere yol açmıştır? Açıklayınız.

3. Ulusal/uluslararası güvenlik açısından savunmanın askeri olmaması olanaklı mıdır, nasıl? Tartışınız.

Kaynaklar ve Ek Okumalar:

Michael W. Doyle. “Kant, Liberal Legacies, and Foreign Affairs, Part 1”, Philosophy & Public Affairs, 12 (3), 1983, 205-35.

Mohammed Ayoob. “Security in the Third World: The Worm About to Turn?”, International Affairs, 60(1),1983, 41–51.

Robert Jervis. “Security Regimes”, International Organization, 36 (2), 1982, 357-378.